GÜNÜN YENİ SOHBETLERİ (II)
Sevgili okurlar..
Malum mübarek üç ayların içerisindeyiz.. Recep'i bitirmek üzereyiz, Şaban'a gün sayıyoruz. Allah’ın inayetiyle Ramazan’a da kavuşuruz inşallah..
Bugün mübarek bir gün.. “Miraç Kandili..” İslam Peygamberi, Resulullah Efendimiz Hazreti Muhammed’in (S.A.V) Mescid-i Haram’dan, Mescid-i Aksa’ya. Oradan da semaya, Yüce Alemlere ve İlahi Huzura Yükseldiği gecedir; “Miraç..”
Bu mübarek gecenin feyziyle, hepinizin kandili mübarek olsun.. Allah, bizlere, sizlere ve İslam ümmetine sağlık ve sıhhat vermesini temenni ederken, barışın, kardeşliğin, ümmet şiarının yüksek, bayrağının her daim dalgalanması için de dualarımız eksik olmasın..
***
Evet sevgili okurlar..
Bu dua ve temenninin ardından sohbet serimize, kaldığımız yerden devam edelim.. Dünden devam deyip, kaleme aldığımız, “İslam birlikteliğimize” aciliyetle muhtaç olduğumuz zaman dilimini, biraz daha detaylandırarak, aktarmak istiyorum..
Ve bu şiarla ülkemizde, bölgemizde, yaşadığımız kadim kent Diyarbakır’da olup-bitenleri, fikri eleğimizden geçirerek, dün olduğu gibi bugün de sizlerle hakikat penceresinden paylaşmaya devam edeceğiz..
35 yılı aşkın süredir bu köşeden, sizlere sesleniyorum..
Ki Diyarbakır Söz’ün yayın felsefesi ve ilkeleri de, aynı rotada, her daim gerçekleri haykırmak olmuştur..
“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytanlardan” olmadık ve olmayacağız..
***
Bugün memleketin hal-i durumu hiç de sağlıklı değil!.. Sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel ve tabi ki coğrafik yönde de, milli, yerli ve manevi bir birliktelik söz konusu değil. Sürekli arıza-i durumlar yaşanıyor.
Elbette ki bunun sebeb-i mucibesi bellidir..
Yıllardır karınca misali yaşanan ateşin söndürülmesi adına gerçekleri buradan haykırarak, diyoruz ki ülkenin ve toplumun tek kurtuluş reçetesi vardır, “o da milli ruhu” şahlandırmasıdır..
Bunun için de ilk yapılması gereken; “neslin eğitim ve öğretimidir..”
Bugün, milli eğitim sistemi tüm müştemilatıyla “milli ve köklü bir ruha” sahip değil.. İlkokuldan, Üniversiteye uzanan, 16-18 yılı kapsayan eğitim ve öğretim zamanı içerisinde, “maddiyattan” başka, zerre-i miskal maneviyat yoktur.. Olmadığı içindir ki, “nesil ecdatla, ecdat nesille” barışık değil..
***
Onun için, temel eğitimden, üniversitenin sonuna kadar, bu milletin geçmişini, aba ecdatlarının kültürü, yaşam biçimi, ilim ve irfanla, çalışma ahlakı, devlet-i idare istişaresiyle, eğitmek, öğretmek gerekir.. Görüyor ve şahit oluyoruz ki, bugünkü neslin en büyük ihtiyacı, İslam kültürüdür.. Devleti idare edenlerin, ivedi ve temel görevlerinden biri, bu aciliyet isteyen, İslam kültürü ve eğitimini tüm neşriyatlarda kaleme almalı ve okutmalıdır!
***
Elbette ki, maddiyatsız, ekonomisiz iş olmaz.. Bu minvalde, insan yetiştirmek tartışılmazdır.. Ancak yetişenin bir de manevi değer üstünlüğü ve ahlakı, olmalı.. Maneviyattan yoksun, milli kültüründen ırak olanın ruh aleminde maddiyata ulaşmada her yol mübahlaşır.. Yolsuzluğu, hırsızlığı, rüşveti, usulsüzlüğü, hak, hukuk yemeyi, insan emeğine çökmeyi, kendine nimet sayar.. Hukukta, adalette böylesi bir yaşam biçimi de tecelli etmez, üstünler egemenleşir!..
***
Bir önceki yazımda aktardım.. Bugün hala, helalini helal, haramını haram olarak bilen, kendi alın teriyle çalışıp, kazanan, rızkını helalinden, Cenab-ı Allah’a inanarak elde eden bir toplum var ise de, bu aba ecdatın kültürüne olan sadakatten gelmektedir.. Ki, sistemin bozuk, yozlaştıran anlayış ve felsefesine rağmen!. İşte biz de diyoruz ki, İslam çatısı altında hayat bulan bu toplum, batı ve batıla endeksli sistemlerin boyunduruğu altında ezilen ve azalan olmasın!.. Tam aksine, çoğalan ve ümmetleşen olmalıdır..
***
Ne diyoruz.. Bir milletin var olabilmesi için tarihinden ve ecdadından ders almalı.. Nitekim bugün, yer küresindeki İslam dünyasına baktığınızda, sadra şifa verici bir ortam yok!.. Ne ülkemizde, ne de komşu ülkelerde.. İşte İran “iç karışıklık” içerisinde.. ABD ve Siyonist İsrail, halkı, halka kırdırıyor?.. Ne adına sözde çağdaşlık, demokrasi, insan hakları adına!?.. Oysa ki, bu şer fikriyatın özünde haydutluk vardır, kandan beslenme vardır. Ne yazık ki, kendi milli kültürüyle ve medeniyetiyle yetişmeyen nesil bunları kendine kurtarıcı olarak görüp, peşinde koşuyor..
***
İşte Suriye, ya Irak, işte Yemen.. Filistin ve Gazze’de yaşanan vahşet.. Tüm bunlar, İslam dünyasının nasıl da kendi milli egemenliğinden ve kültüründen uzaklaştırılarak, kan gölüne çevrildiğini ortaya koymaktadır.. Selçuklu’yu bi hatırlayalım, Osmanlı’nın hakimiyeti.. 640 yıl, bu coğrafyada hükümran oldu.. Tüm diller, dinler, bir çatı altında, “ümmet” birlikteliği içerisindeydi.. Tefrika yoktu..
***
Ne zaman ki, toplumların içerisine tefrika sokuldu, işte o zaman yıkımlar başladı.. Türkiye bir asırdır, “kendi iç dünyasıyla” kavgalı değil mi?.. Ya ihtilaller, ya muhtıralar, ya da illegal terör örgütleriyle, boğuşup durmakta.. Dile kolay kendi Anayasamızın ilk 4 maddesine bakalım!.. Kimi kimden nasıl koruyor ve ötekileştirerek ayırıyoruz..? Laiklik deniliyor?!.. Yüz yıldan beri aynı teranelerle, aynı basmakalıp cümlelerle manasını açıklayamayan, laikliğin ne olduğu gösterilmeyen bir muammayla Türkiye kendiyle barışık olamıyor?!
***
Gerçekten yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bir memleketin insanlarına laiklik adı altında yeni bir rejimin yaşatılması ve topluma da laikliğin ne mana taşıdığı anlatılmaması millete ahlakdışı bir kabus yaşatmaktadır.
Buna ne derseniz deyin... Milletle dost olmak yerine milleti hükmen manen de olsa arkadan vurmak değil de nedir?
***
Orta yerde bir Kur’an-ı Kerim var, inanmış olduğu Allahın kelamı var. Bu milleti Kur’an’dan uzaklaştırmak ve yeni nesli Kur’an gerçekleriyle donatmamak bize göre Müslüman bir millete yapılan en büyük ihanettir. Zira, bu milletin var olabilmesi için dayanacağı tek nokta Kur’an-ı Kerim’dir ve Hz. Muhammed (S.A.V.)’in yoludur. Eğer bu yoldan şaşırıp da yanlış yollara sevk edilirse bu millet, hiçbir zaman kendini sırtından vurulan hançerlerden kurtaramaz..
***
Kısacası diyoruz ki bu millet, Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla Acemiyle, Lazıyla, Çerkez’iyle Kur’an bayraktarlığı gölgesinde yaşayagelmiştir ve o şekilde yaşamak istiyor. Milletimizin var olan büyük sermayesi ve dayanak noktası yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’dir ve onun hükümleri paralelinde, yönetilmek isteniyor. Toplum onunla ahlaklanmanın şiarında..
En derin sevgi ve saygılarımla...